Beyinsiz darbe, beyinsiz idare

Toplumun beyin hakkında neden bu kadar az konuştuğunu, neden onun yerine yayın organlarını ünlülerle ilgili dedikodular ve reality show’larla doldurmayı yeğlediğini merak edip dururdum.. Ama artık beyinle ilgili bu kayıtsızlığın, bir ihmalden çok bir ipucu olarak ele alınabileceğini düşünüyorum: Kendi gerçekliğimiz içine öylesine hapsolmuş durumdayız ki, tutsaklığımızın farkına varmamız bile son derece güçleşmiş durumda…

Yukarıdaki paragraf, şu an okunmak için masamda bekleyen David Eagleman imzalı “Beyin – Senin Hikayen” isimli kitabın giriş bölümünde yer alıyor. Yaşanan son darbe girişiminden sonra bunu beyinle bağdaştırmamak mümkün değildi. Mesela;

Darbeciler: Kalkıştıkları işin kendisi kadar planlanmasında da ne kadar beyinsizce hareket ettiklerine şahit olduk. TRT’yi basıp, sonra da “Biz bunu diğer kanallarda nasıl yayınlatırız?” diye sormaları bile tek başına beyinsizliğin göstergesi. Seçim sonuçlarını beğenmeseler de yönetimi darbeyle indirebileceklerini düşünmelerine girmiyorum bile…

Politikacılar, idareciler: Darbecilerin çapı üç aşağı beş yukarı belli olmuşken, darbeye katılmayan askeri yöneticiler bile küçük bir grup, kısa sürede hallederiz tipi açıklamalar yapmışken halkı sokağa dökmek bana göre ayrı bir beyinsizce hareket. Silahsız halkı canlı kalkan gibi ortalığa attılar. Bunu yaparken, sokağa inen halkın aynı kıyafetleri giymiş darbecilerle, darbecileri engellemeye giden askerleri ayırt edemeyeceğini düşünmediler bile. Bunun somut örneği için kemeriyle asker dövüp linç etmeye kalkanlara bakabilirsiniz. Bir düşünün, o halk kritik bir binayı geri almak isteyen askerlere saldırıp darbecilere avantaj da sağlayabilirdi. Darbeyi engellemeye giderken kendisine saldıran halkı darbecilerden zannedip üzerlerine ateş açsaydı ne olacaktı peki? Kusura bakmayın ama halkı bu şekilde böyle bir zamanda sokağa dökmek iç savaşa davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramaz. Sokağa inenler olmasaydı bu iş bitmezdi diyebilirsiniz, çok rahat biterdi. Sayı ve silah üstünlüğü darbecilerden yana değildi ve ele geçirdikleri 5-10 binayı ellerinde tutma gibi bir şansları zaten yoktu. Peki bu halk neden sokağa çağrıldı?

Camileri kullananlar:  Savaş durumlarında camilerden bu şekilde çağrı yapılmasının normal olduğu söyleniyor. Doğru olduğunu kabul ediyorum. Peki darbeciler çağrıyı engellemek için çok değil, birkaç camiyi içindekilerle birlikte yerle bir etseydi ne yapacaktınız? Darbeciler engellendikten sonra akıllarda kalacak “Askerler camiyi bombaladı” algısını nasıl gidermeyi düşünüyordunuz? Komple çözüm için orduyu mu kaldıracaktınız?

Medya: Olayın duyulduğu anlarda televizyonların çoğunda (ilginçtir Flash TV bunların arasında değildi) her zamanki dizileri, eğlence programları devam ediyordu. Bu kanalların yöneticilerinin darbeden haberdar olmaması gibi bir ihtimal olmadığını düşünürsek bu ilgisizlik nedendi? Olur olmaz her şeye “flaş flaş flaş” ibaresi koyan, üst düzey politikacıların konuşmalarını canlı yayınlamaktan geri kalmayan medya böyle bir olayı neden altyazıyla bile geçmedi?

Sokaktakiler: Kimseye neden indin ya da inmedin diyecek değilim. Herkesin kişisel kararıdır, saygı duyarım. Ama neredeyse 200 şehit verilmişken düğün yapar gibi bu kutlamalar neden? Hayatını hepimiz için feda eden o kadar insanın arkasından bir gözyaşı bile dökmüyorsunuz. Yetmiyor, gecenin yarısında “kutlama adına” silah sıkıp zaten korkmuş insanları daha da korkutuyorsunuz. Kuran-ı Kerim’in ilk ayeti bile “Oku” iken, sizin tek okuduğunuz cep telefonunuza gönderilen kısa mesajdaki meydanlara çıkın çağrısı ve altındaki imza oluyor.

Sosyal medyadakiler: Hemen her büyük çaplı olayda olduğu gibi daha ortada net bir bilgi yokken ilk gördüğünü sorgusuz sualsiz kabul edip dağıtanlarla karşılaştık. Olur olmaz, gerçekliği soru işaretleriyle dolu binlerce paylaşım ardı ardına ekranlara düştü. Daha ilk dakikada bu bir tiyatro diyenler, yine ilk dakikalarda dış güçlere bağlayanlar, yayılan komplo teorilerini kesin bilgi yayalım diyenler kapladı ortalığı. Ama asıl sorun keşke sadece bu olsaydı. Tatbikata gittiğini sanan ve olmadığını anlayınca teslim olan askerler hakkında “kurşuna dizilsinler” diyenlere de rastladım. Yahu biz insandık be, hani şu düşünebildiği için vahşi hayvanlardan farklılaşan tür…

Polisleri yukarıdaki başlıkların arasına dahil etmiyorum, sadece teşekkür edebilirim. En fazla şehidi vermelerine rağmen soğukkanlı olmayı, doğruyu yanlışı ayırmayı başardılar.

* * *

Ben olaylar başladığında Ankara’nın Polatlı ilçesindeydim. Bir iş için gitmiş, uzayınca İstanbul’a dönmek yerine kalmaya karar vermiştik. Polatlı’yı bilenler hemen yakınında büyükçe bir askeri tesis olduğunu hatırlayacaktır. Gece kaldığım otelin camından bakarken geçen askeri araçları gördüm. Trafikte, kırmızı ışıkta bekleyen askeri araçlar! Bir süre sonra orada bir trafik oluşmaya başladı ve tüm araçlar durdu. Başka da asker gelmemeye başladı. Sabah sebebini öğrendik. Orada yaşayan halk, darbecilerden olup olmadığına bakmaksızın Ankara yönüne askeri araç geçmesin diye tırları yatay park ettirip yolu kapatmıştı. Benzer senaryolar Türkiye’nin pek çok yerinde yaşanmış. Kimilerinde kışlaların kapılarına sivil araç yığılmış. Yani belki de pek çoğunda darbeye karşı sokağa inen halk, darbecileri engellemeye giden askerin yolunu kesmiş oldu.

Olaylar halen taze, yarından itibaren ülke genelindeki “hasar raporu” ortaya çıkmaya başlayacak. Binalarda oluşan hasarlardan bahsetmiyorum. İnsanların akıllarında oluşan hasarlardan, ekonomiden, sayısız görev alma sonrası yerlerine geçecek insanların belirlenmesinden, uzun yıllar sürecek davaların hukuk sistemini yavaşlatmasından ve tabii iyice kısıtlanacak özgürlüklerden, 11 Eylül sonrası ABD’de çıkan “Vatanseverlik Yasası” benzeri yasaların daha kapsamlı olarak burada da çıkacağından, idam cezası getirilirse vatana ihanet dışında olur olmaz bir sürü şey için kullanılacağından, iç savaşın eksik olmadığı Orta Doğu ve Afrika ülkelerindekine benzer yaşamlardan bahsediyorum. Darbe için “bir daha olmasına izin vermeyeceğiz” demek yerine “darbelerde halkımızın kendini savunması için silah alımını kolaylaştıracağız” diyen Cumhurbaşkanı danışmanlarından söz ediyorum…

Eagleman kitabında “kendi gerçekliğimiz içine öylesine hapsolmuş durumdayız ki” diyor. Türkiye’de son yaşananlara bakıyorum da, kendimizi başkalarının gerçekliğine öylesine hapsetmişiz ki, bir beynimiz olduğunu, düşünebilmeyi bile unutur olduk…

Bir Cevap Yazın