Genel

Artık iyi şeyler yazmak istiyorum…

on
23 Haziran 2013

Son yaşananlar malum. Yitip giden canlar, binlerce, kimi asla geri döndürülemeyecek zararlar uğrayan yaralılar. Yakılan onlarca otobüs, araç ve diğerleri. Her şey, aslında basitçe çözülebilecekken çıkmaza doğru son sürat ilerleyen bir gündem. Bir tarafta ağaçları korumanın ötesine geçmiş bir hareket, diğer tarafta yaklaşan seçimlerden yine zaferle çıkmak için manevralar yapan bir hükümet. Arada, gerçek ve gerçek dışı olmayan iddialar, uluslararası şebekeler, penguenli ve penguensiz medya. Beraberinde olmayan siyasi muhalefet, ne etki, ne de tepki gösterebilen sivil toplum kuruluşları. Yani, al sana çözülmesi gereken çok bilinmeyenli bir denklem…

Olaylar başladığından bu yana tüm açıklamaları, haberleri, sosyal medyadaki mesajları, insanları takip etmeye çalışıyorum. En eylemci kişilikleri de takip ediyor, yandaş medya olarak adlandırılan kesimleri de izliyorum. Halk TV’deki görüntülere de bakıyor, arkasında olduğu iddia edilen Otpor’a ait videoları da. Sokaktakiler ve başkan severler dışındakiler belki de hiçbir dizi senaryosunda karşılaşmadıkları bir film izliyor gibi. Yıllarca almadıkları dozda bilgiyi özümsemeye, anlamlandırmaya çalışıyor. Kimileri, ilk duyduğuna kayıtsız şartsız inanıyor, kimileriyse başıma bir iş gelmeyecekse diyerek taraf olmaya çalışıyor. Aralarında, asacaksın birkaçını Taksim’de, bak bir daha yapıyor mu diyen de var, durun siz kardeşsiniz kendinize gelin diyen de. Bugüne kadar twitter üzerinden  olaylara dair çok sayıda paylaşımda bulundum. Dikkat ettiğim tek şey, doğruluğuna inanmadığım, insanları provoke edecek bir bilgiyi paylaşmamaktı. Bundan sonra da aynı rotada devam edeceğim. Ancak, kafası karışık olanların ya da kendini bir tarafın saflarında hissetmek isteyenler bunu başarabilir mi, açıkçası pek ümitli değilim…

Eğer bir galibe ihtiyaç duyuyorsak bu sağduyu, empati ve hoşgörünün birlikteliği olmalı. Yoksa seçimlere kadar içinde şiddet veya provokasyon olsun ya da olmasın en ufak bir olayda taşan sinirleri, öfkeleri, kontrolsüzlüğü görmeye devam ederiz. Hani, sonrasında pişman olduğunuz bir şey yapmamak için durup nefes almanız, en azından 10’a kadar saymanız önerilir ya. İşte ülkemizin de, sokakların da, politikacıların da durup derin bir nefes alması gerekiyor.

Hâlâ yanıt aradığım bazı sorular var. Okuduğum, izlediğim binlerce yazıya, görüntüye, fotoğrafa rağmen buymuş diyemediğim. Neler mi?

– Bahsedilen uluslararası örgütlerin gazı ilk sıkan polislerle, çadırları yakan zabıtalarla ve tabii bunlara o emirleri verenlerle bağlantısı. Olaylara bir bina dersek, temelinde bu var çünkü.

– Politikacı olmakla kamu yöneticisi olma ayrımının neden yapılamadığı. Protestolar Başbakan’a yönelikken, onun parti başkanı kimliğiyle miting düzenlemesi.

– Şiddete başvuran sivili, resmisi herkes için tahammülsüzlüğün sınırları… Otobüslerin yakılması ve birkaç gaz bombasıyla dağıtılabilecekken yüzlercesine başvurulması.

– Gözünü kaybetme pahasına karşısındaki kolluk kuvvetleriyle didişmenin karşılığı…

– Porselenlerin, durakların insan canından önemli olduğunda ısrar edilmesi.

İlgilisi, ilgisizi, bilgilisi ya da cahili hiç kimse bunların yanıtını vermedi henüz. Ama asıl tehlike bu sorulara yanıt bulamamak değil. Medya temsilcilerinin tavrı ile gördüğü her şeyi sorgulamadan paylaşanların yoğunluğu ve çokluğunun önüne geçilmesi gerek. Gazetecilerin, televizyoncuların, yorumcuların asılsız iddiaları halka yaymaması, toplumun ise bir mesajı, haberi paylaşmadan önce durup sorgulaması gerek. Bunun yapılmadığı durumlarda ortaya çıkabilecek tehlikeleri askerlik görevim sırasında geçmişte bizzat yaşadım. Hakkari’de, sınırın neredeyse dibinde bir yerde yaptım askerliğimi. Yaşanan üzücü olaylardan biri de konvoyun yoluna yerleştirilen mayınlar sonucu üç şehit verilmesiydi. Biri yeni tayin olmuş astsubay, ikisi benim bölüğümden olan askerler olmak üzere üç şehit verdik. Haberin yayılmasını takiben camdan baktığımda gördüğüm manzara korkutucuydu. Kendinde olmayan, bırakın silahımı alıp peşlerine düşeyim diyen askerler. Odasına çekilip ortadan kaybolan bazı komutanlar da vardı. O an düşündüğüm tek şey, birilerinin soğukkanlı davranıp, sakin kalıp durumu toparlamasıydı. Eğer, silahını alan terörist avına çıkmaya kalksaydı, o gün 3 değil, 33 şehit verirdik çünkü.

Bu olaylarda da benzer bir durum gözlüyorum. Tepkisini kontrol edemeyenler, bu kontrolsüz tepkiye yine kontrolsüzce, seçimde oy toplama uğruna emirler yağdıranlar, açıklama yapanlar var ortalıkta. Eğer yukarıda bahsettiğim derin bir nefes alıp düşünme işini başaramazsak, işte o zaman asıl kötü gerçeklerle yüzyüze geleceğiz demektir…

Sizi bilemem ama, ben artık iyi şeyler yazmak ve yaşamak istiyorum…

TAGS
RELATED POSTS