Genel

Makinelerarası iletişim olur da otomobiller arası iletişim olmaz mı?

on
8 Kasım 2014

Bilimkurgu filmlerinin vazgeçilmez sahnelerinden biridir. Bugünün, dur kalk işleyen trafiğine inat, geleceğin otoyollarında birbirini eşit mesafelerden takip eden, birbirinin neredeyse aynısı otomobiller hızlarını hiç değiştirmeden oradan oraya yol alır durur. Steven Spielberg yapımı, Tom Cruise ve Colin Farrell’lı Azınlık Raporu’nda da bu vardır, Paul Verhoeven’ın Arnold Schwarzenegger’li Gerçeğe Çağrı’sında da. Bu iki kültleşmiş filme Yıldız Savaşları’ndan bölümler de ekleyebilirsiniz, Geleceğe Dönüş serisinden de. Tüm bu ve benzeri filmler, işte bu düzenli trafik akışından örnekler içerir.

Saydığım dört filmin arasında Azınlık Raporu, içerdiği belki hemen her sahneyle günümüzün trend teknolojilerinden M2M’e ev sahipliği yapar. Kaldırımda yürürken sizi tanıyan reklam panoları anında size özel üretilmiş kampanyayı sunmak için değişir, hatta size seslenir; diğer yandan otomobiliniz ve mobil cihazınız arasındaki etkileşim, arka planda sahne alarak uydu bağlantılarının da yardımıyla sunucudan güncel trafik ve hava durumu bilgilerini getirir. Geleceğe Dönüş serisinde yağmurun 30 saniye sonra dineceğini söyleyen Doktor da benzer bir teknolojiye sahiptir. Yani bugün M2M dediğimiz, bilimkurgu dünyasının içine nüfuz atmış teknolojiye…

İşte o dünyanın bir başka yeniliği de yakın zamanda karşımıza çıkacak. LinkedIn’de “Vehicle-to-Vehicle Communications is Coming to a Car Near You” başlığıyla konuyu takipçilerine aktaran yazar ve futurist Daniel Burrus, M2M, yani makinelerarası iletişimin çok da konuşulmayan bu yönüne işaret ediyor. ABD Ulaşım ve Ulusal Otoyol Trafik Güvenliği İdaresi’nin otomobiller arasındaki iletişim teknolojileri kullanımına yönelik onayına değinen Burrus, V2V’nin trafik kazalarını önlemede nasıl etkin bir teknoloji olacağına vurgu yapmış. Bu teknoloji halen test aşamasında olmakla birlikte, başarılı örneklerin yollarda dolaşmaya başladığını da belirtmek gerek. Büyük otomobil üreticileri ile teknoloji dünyasının önde gelen firmalarının işbirliğiyle gelişen bu alan için öne çıkan firmalar listeleri bile hazırlanmaya başlanmış durumda. Örneğin Fast Company’den Chuck Tannert, kendi kendine gidebilen araç teknolojilerinde öne çıkan firmaları listelediği yazısında; Google, QNX (BlackBerry), Delphi, Cisco, Continental, Covisint, Codha Wireless, Autotalks, Mobileye ve Nvidia sıralamasını yapmış. Diğer yandan Volvo, Mercedes, Audi, Ford gibi otomotiv üreticileri sürücü müdahelesine gerek kalmadan ilerleyebilen otomobiller konsunda uzun yıllardır bir yarış içinde. Örneğin Volvo, Avrupa Birliği tarafından desteklenen SARTRE Projesi kapsamında 2012 yılında kamyon ve otomobillerden oluşan bir “yol treni”nin denemelerini İspanya’da başarıyla gerçekleştirilmişti. Test sırasında en öndeki araç gerçek bir sürücü tarafından kullanılırken, arkadaki dört farklı model araç ortalama 85 kilometre hızla ve 200 kilometre boyunca kendi başlarına sorunsuz ilerlemişti.

V2V ve türevleri

Elbette Vehicle-to-Vehicle teknolojilerini yalnızca araçlar arasında kurulacak bir iletişim ortamı olarak düşünmemek gerekiyor. Nasıl bizler yolda yürürken bile yanımızdaki kaldırımı, trafik ışıklarını, sirenlerini çalarak hızla geçen bir ambulansı dikkate alıyorsak, V2V de kendi içinde farklı alt teknolojileri barındırıyor. Daniel Burrus, bu yan teknolojileri şu şekilde özetlemiş: “V2I – Vehicle-to-infrastructure”, “V2B – Vehicle-to-bicycle”, “V2P – Vehicle-to-pedestrian”. Yani bir anlamda, bir aracın yolda ilerlerken etrafında bulunan yayalar ve bisikletler dahil iletişim kurulabilecek her şey.

Yakın gelecekte adından daha fazla söz ettirmesi kuvvetle muhtemel bu teknolojilere dair Türkiye’de hiç girişim yok değil elbette. Örneğin, Okan Üniversitesi Ulaştırma Teknolojileri ve Akıllı Otomotiv Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından geliştirilen OKANOM isimli otonom araç projesi, V2V teknolojilerinden üst düzeyde faydalanmasıyla dikkat çekiyor. Standart bir Fiat Linea üzerinde yapılan geliştirmeler oldukça umut verici.

Bu noktada, Moskova’nın ardından dünyanın en yoğun ikinci trafiğine sahip İstanbul’da neden bu teknolojiler uygulanmasın ki sorusu akıllara geliyor. Trafik sıkışıklığı nedeniyle oluşan iş kaybı ve tüketilen fazla yakıt nedeniyle ortaya çıkan enerji ithalatını düşündüğümüzde en ideal test ortamlarından birine sahip olduğumuz bir gerçek. Bugün, tüm dünyada mobil uygulama geliştiriciler ve otomobil üreticileri ayrılmaz bir ikili haline gelmiş durumda. Ancak yerli şirketler tarafında şimdilik bu alanda ses getiren bir çalışmaya imza atanına rastlamış değiliz. Elbette, tüm bu uygun ortamın yerli yazılım şirketlerinin ilgisine maruz kalması ve vizyon sahibi yerel yönetim idarecilerince de desteklenmesi gerekiyor.

* Bu yazı, 18 Şubat 2014 tarihinde Bilgi Çağı için yazılmıştır.

TAGS
RELATED POSTS